www.memleket.com
Ana sayfam yap. Arkadaşıma öner. Sık kullanılanlara ekle... Bu sayfayı yazdır... 
 






 
Ana Sayfa
İl Tanıtımları
Ropörtajlar
 Onur Akın
Servet Kocakaya
Haberler
 Güncel Haberler
Genel Haberler
Röportajlar
Eğitim
Dış Politika
OtoTest
Ekoloji
Polis - Adliye
Politika
Dış Haberler
 Dünya Basını
Afrika
Güney Asya Pasifik
Orta Asya Kafkaslar
Güney Amerika
Balkanlar
Kıbrıs
ABD Haberleri
AB Haberleri
Ortadoğu
Irak
Dünya
Spor
 Futbol
 A Milliler
Almanya 2006
Avrupa Ligleri
UEFA Kupası 2005-06
Gruplar 2
Şampiyonlar Ligi 2005-06
Avrupa`dan Futbol
İkinci ve Üçüncü Lig
Gruplar
Türkiye Kupası
Kulüpler
 Trabzonspor
Galatasaray
Fenerbahçe
Beşiktaş
Basketbol
Basket Özet
NBA
Eurobasket 2005
Torino 2006
Olimpiyat
Tenis
Motor Sporları
Formula 1
Voleybol
Diğer Spor Haberleri
Bilim / Teknoloji
 Ürün İnceleme
Kablosuz / GSM
Şirketlerden
Dünyadan
İnternet
Bilim
Uzay
Yaşam
 Gezi
Lezzetli Tarifler
Lezzet
Hayvanlar Alemi
Moda
Alışveriş
İlişkiler
İnsanlar
Kültür / Sanat
 İstanbul Bienali
Sergiler
Sahne Sanatları
Altın Portkal
Yeni Kitaplar
Edebiyat
Yeni çıkan CD`ler
Müzik
İstanbul Film Festivali
Sinema
Filmler
Sağlık
 Diğer Hastalıklar
Çocuk-Bebek Sağlığı
Hamile Sağlığı
Kadın Sağlığı
Erkek Sağlığı
Sigara
AIDS
Kanser
Stres
Cinsellik
Genetik
Kalp-Damar Hast
Beslenme
Ekonomi
 Otomotiv
Enerji ve Petrol
Bankacılık
CNBC-e Endeksleri
Program ve IMF
Özelleştirme
Gündem
Şirketler
Para / Piyasa
Yazarlar
 Tolga Özek
Tayfun Öneş
Nurullah Bakır
Nevzat Aydın
Kaan Tunçbilek
Hakan Kulaçoğlu
Can Belge
Ali Yavuz Birdal
Yerel
 Güneydoğu Anadolu
Doğu Anadolu
Karadeniz
İç Anadolu
Akdeniz
Ege
Marmara
Bedava Servisler
 Memleket Toolbar
Bedava Ziyaretçi Defteri
Döviz Kurları Tablosu
Bedava Mail
Chat Sohbet
Medya / Basın
 Gazeteler
Dergiler
Televizyonlar
Radyolar
Haber Ajansları
İnternet Medyası
Yerel Gazeteler
Yerel Dergiler
Yerel Televizyonlar
Yerel Radyolar
Bankalar
Borsa Aracı Kurumlar
Borsa Siteleri
Kıbrıs Basını
Yabancı Gazeteler
Yabancı Dergiler
Yabancı Televizyonlar
Yabancı Radyolar
Spor Medyası
Magazin
Medya Eleştiri
Yabancı Haber Ajansları
E-kart
Kahve Molası
 İçini Dök Rahatla
IQ Testi
64 Nostalgy Net
 64 Nostalgy Net
Türkiyenin Evreleri
TV`de Nostalji
Popüler Müzik
Moda
Yazılı Basın
Sinema
Demirperde Nostaljisi
Kıssadan Hisse
Linkleriniz
Ziyaretçi Defteri
İletişim
Yeni kayıt
Giriş / Çıkış
 
Reklam



 21.04.2014 03:24:39

Merhaba,
Ziyaretci

Memleket Hosting

 

Ünlü Kent Ozanı Onur Akın...

Yorumları okumak ve
yorum yazmak ister misiniz?

‘’Sanat özgürlük isteyen bir alandır.’’

Röportaj: Hasan Söylemez/Şark Haber Gazetesi

 

  1967 yılında Bitlis’in Ahlat ilçesinde altı kardeşin en küçüğü olarak dünyaya gelir. Daha üç aylıkken babasının tayini nedeniyle İstanbul’a gelip yerleşirler. Müziğe eğilimi olan yetenekli bir aileye sahip olduğu için daha küçük yaşlarda müzikle tanışır. İlkokul’a başlamadan önce mandolin çalmaya başlar ve çok kısa sürede mandolin çalmayı söker, sonra bağlama çalmaya başlar ve ilkokulda bağlama çalmasını da öğrenir. Ortaokul ve lisede okul korolarının ve okul etkinliklerinin bir numaralı ismi olur…

 

 

    Üniversiteye başlayana kadar müziğin icra edildiği her alanda müzik yapar, yıllarca düğün salonlarında ve gazinolarda hem çalar hem de sanatçılara eşlik eder. Üniversite dönemlerinde artık bestecilik yanının ortaya çıktığını fark eder. Hasan Hüseyin, Nazım Hikmet Ran, ve Ahmed Arif şiirleri besteleyerek üniversite dönemlerinde de popülerliğini korumaya devam eder. ‘’Bekle bizi İstanbul’’, ‘’Akın var güneşe akın’’ gibi besteleri kaset yapmamasına rağmen bütün üniversite gençliği arasında sevilerek söylenen şarkıları olur… Bir solo kaset teklifi gelir ama kabul etmez ve 1987 yılında Grup Baran’ı kurar, grubun ilk albümü olan Yediveren 1987 yılında dinleyicisiyle buluşur. 1991 yılında Grup Baran’la ikinci ve son albümleri olan ‘Kuytuda Başak’ı yayınlar ve bundan sonra müzik çalışmalarına tek başına devam eder…

 

  Müziğe nasıl başladınız, bunun kısa bir öyküsünü sizden dinleyebilir miyiz?

 

  Müzik, bize babadan gelmiş ve abimde ortaya çıkmış, abimde konservatuar mezunu emekli bir müzik öğretmeni. Onun orkestrası vardı, bizim ev de zaten konservatuar gibi bir evdi herkes bir şeyler çalar, söyler müziğe eğilimi olan şenlikli bir aileydik. Ben de daha ilkokula başlamadan mandolin çalmayı öğrenmiştim. Sonra bağlama çaldım hatta abimin bir bağlaması vardı boyum yetmiyordu nasıl yaptıysam kırdım daha sonra bana bir bağlama aldılar. İlkokulda bağlama çalmayı da öğrendim. İlkokuldan sonra ortaokul ve lisede okul korolarının ve okul etkinliklerinin bir numaralı türkücüsü oldum. Üniversiteye kadar müziğin icra edildiği her alanda müzik yaptım. Girmiş olduğum üniversite imtihanlarında İstanbul Üniversitesi Basın Yayın ve Halkla İlişkiler bölümünü kazandım. Aslında benim gazetecilik yapacak zamanım olmadı hep müzikle uğraşıyordum ve dört senelik okulu dokuz senede bitirdim. Üniversitede basın yayın bölümünde ilk defa yönetimden müzik odası isteyen öğrenciyim. Bana bir oda verdiler bende orada korolar kurdum, arkadaşlarımızla türküler söyledik basın yayın tarihinin en renkli yıllarıydı.

 

   İlk bestelerinizi Üniversite yıllarında mı yaptınız?

 

  Evet, üniversite yıllarında benim bestecilik yanım ortaya çıktı. Şiirler besteledim ve bu besteler üniversite içerisinde çok popüler olmaya başladı. 86–87 yıllarında başta ‘’Bekle Bizi İstanbul’’ ve ‘’Otuz Üç Kurşun’’ olmak üzere birçok şiir besteledim. Üniversite içerisinde çok sevilen popüler biri olmuştum. Bütün eylemlerin tek sazcısı vardı, o da sakallı bıyıklı Onur’du. 80 sonrası sol hareketinin başlaması ve öğrenci derneklerinin kurulma aşaması; bizimde hayata bakış açımızın netleştiği artık daha yoğun olarak okumaya başladığımız kendi kimliğimizin, duruşumuzun daha netleştiği yıllardı.  

  Sol düşüncenin en yoğun olarak hayatımızda konuşulduğu, tartışıldığı ve eylemlerinde en yoğun olduğu bu yıllarda; 12 Eylül darbesine karşı 12 Eylül’ün bütün antidemokratik uygulamalarına üniversitede ve ülkenin genelinde tepki gösteren tek kitle vardı üniversite gençliğiydi. Çünkü siyaset zaten budanmıştı, sendikaların hepsine siyaset yapma yasağı getirilmişti. Toplumun aydınları, ileri gelenleri, solcukları hepsi cezaevine tıkanmış, cezaevleri daha çok dışarıyı yönetiyor yönlendiriyordu. Açlık grevleri vs. korkunç bir baskı yıllarıydı seksenli yıllar. Ben de sazımla, sözümle, eylemlerimle bütün bu örgütlenmelerin içerisindeydim.

 

   O süreçte hiç tutuklanmanız oldu mu?

 

Tutuklanmalar ve gözaltılar o yıllarda çok doğaldı, her konserden sonra gözaltına alınırdık. Zaten hayatın bir parçası olmuştu…

  Fakültenin önü demirden köprü

  Fakültenin önü bir sıra kavaktı

  Biz bir garip yiğit kişiydik

  Bütün hürriyetler bizden uzaktı.

Bunu da ben besteledim, Enver Gökçe’nin bir şiiridir bu. Yani bütün hürriyetlerin gerçekten gençlerden, toplumun değişik kesimlerinden uzak olduğu, demokrasinin askıya alındığı yıllardı. Bunlara karşı ilk tepki üniversite gençliğinden geldi.

 

  İlk albümünüzü ne zaman çıkardınız?

 

  1987 yılında Grup Baran’ı kurdum, 1989 yılında ise ilk kasetimiz olan Yediveren’i çıkardık. Ama kaset çıkmadan önce bir sürü bestem üniversite gençliği arasında sevilmeye ve popüler olmaya başlamıştı bile. ‘’Bekle bizi İstanbul’’ ve ‘’Akın var güneşe akın’’ şarkıları bütün eylemlerin şarkısı olmuştu..

 

  Genelde Nazım şiirleri mi bestelerdiniz?

 

  Sırf Nazım değildi, çok şairin şiirini besteledim. Ahmed Arif, Ahmet Türkali, Can Yücel ve Attila İlhan da besteledim. O yıllardan bu yana hep şiir besteliyorum. Hayata bakış açımız yat, kat, para ve şöhret değildi, biz sadece inandıklarımızı şiirsel ve müziksel bir dille söyleyen gençlerdik. Seksen öncesi yıllarda siyaset öndeydi sanat gerideydi, seksen sonrasında ise siyaseti içeri tıktıkları için insanlar tepkilerini sanatla dile getirmeye başladı. Gerçekten seksen sonrası sol arenada sanatsal bir patlama oldu. Bir yükseliş oldu hem kalite anlamında hem de bu anlamda mücadele eden gençler anlamında. Cezaevlerinden çok şair çıktı ve çok şiirler üretildi, bizde dışarıda bunlara destek verdik ama elimizde silahlarla değil sazımızla türkümüzle söyleyen gençler olarak ortaya çıktık.

 

Grup Baran’ı nasıl kurdunuz?

 

   Bir solo kaset teklifi geldi ama içime bir türlü sinmedi, hayata kolektif bir bakış açımız vardı, tek başımıza yiyelim, her şey bizim olsun mantığıyla değil. Ne varsa bölüşelim birde en kaliteli müzikal yapının grup olduğuna inanıyorduk. Bir elin nesi var iki elin sesi var bir sürü insan bir araya gelirse daha güzel şeyler ortaya çıkar diye düşünüyorduk. Grubun solisti, bestecisi, bağlamacısı yani dinamo bendim, benim besteler zaten popüler olmuştu. İlk konseri Çemeberlitaş Şafak’ta yaptık ortalık yıkıldı. Daha sonra gecelerde, bütün etkinliklerde iki yıl boyunca hep grup baran konserleri verdik.

  1989 yılında iyi bir teklif geldi ve ilk kasetim olan Yediveren’i yaptım. Yediveren’de gerçekten o dönem çok iyi bir çıkış yaptı, ‘’Bekle bizi İstanbul’ şarkısı bir marş oldu. Bu kadar konser ve yoğun talepten dolayı beklenen ilgiyi kestirebiliyordum. İkinci kasetim Kuytuda Başak’ı 1991 yılında yaptım daha sonra Grup Baran bitti. Zaten beş sene sürdü ondan sonra ben solo çalışmaya, üretmeye, beste yapmaya devam ettim. Zaten Grup Baran’ın ilk albümünde bütün besteler bana aitti. Daha sonra 1193’te ‘’Seni İstanbul Yapmalı’’, 95 te Nereye Ey Güzel İnsanlar’’, 97’de ‘’Aşk Bize Küstü’’, 99’da Asi ve Mavi, 2000’de Ey Hayat,  2002’de Seni Aşka Yazmalı, 2003’te ‘’Firari’’ ve son olarak 2005 yılında ‘’Memleket İsterim’’ albümlerini yaptım.

  Bugüne kadar 200’e yakın beste yaptım, bütün albümlerimde de bestelerim var ve yıllardır konser sanatçısı olarak yaşamımı idame ettiriyorum.

 

  Piyasada en çok korsan albümü satılanlardan birisiniz, korsanı engellemek için girişimleriniz oldu mu?

 

Bireysel mücadele olmaz zaten, korsandan en çok canı yananlardan biriyim ben, ağırlıklı dinleyici kitlem üniversitelilerdir. Üniversite kitlesi de ekonomik olarak çok rahat bir kitle olmadığı için daha çok internetten mp3 indiriyorlar. Bu, sonuçta bütün sanatçıların satışlarına yansıdı, bunlara karşı kurumsal bir mücadele vermek gerekiyor. Sanatçının bireysel yapabileceği hiçbirşey yok, çünkü karşında örgütlü bir güç var.

 

  O halde internet, sanatçı için potansiyel bir tehlikedir diyebilir miyiz?

 

  On sene sonra daha kötü olacak, eğer böyle devam ederse 20 sene sonra üretim düşecek ve üreten insanlar ürettiklerinin karşılığını alamayacak. Sen bir bakkal dükkânı açarsın bir türlü satmıyorsun, ne yaparsın kapatırsın. Emek veriyorsun insanlar anlamıyor, üreten insanlarda ürettiklerinin karşılığını alamazlarsa üretimi durdururlar.  Özellikle besteciler için söylüyorum, yorumcular için demiyorum. Yorumcuların tuzu kuru, onlar konser yapıyorlar, barda çalıyorlar, düğünlerde çalıyorlar sonuçta şarkıcı olduğu için öyle ya da böyle yaşamlarını idame ettirebiliyorlar. Ama şarkıcıların söylediği şarkıları üretenler var, şairler var, bestekârlar var asıl bunlar sıkıntıda ve emeklerinin karşılığını alamıyorlar. Onlar sonuçta bir besteyi yorumcuya verdiklerinde bir defa para alıyor ondan sonra telif hakkı. Şimdi yasal kaset satılmayınca bestecilerde telif yapamayınca ne oluyor adam üretiminin karşılığını alamıyor bir süre sonra aç kalıyor artık üretme şevki kalmıyor. Niye üreteyim ki diyor, nasıl olsa ben üretiyorum hemen iki günde çalınıyor bitiyor. Artık plak şirketleri de kaset yapmamaya başladı.

 

  Albümlerinizde kendi şiirlerinize neden yer vermiyorsunuz?

 

  Ben bunu yıllar önce söyledim; ben şair değilim, ben şiiri çok seven, şiiri ta lise yıllarından bu yana bütün defter sayfalarımda, matematik defterimin köşelerine bile Ahmed Arif’ten Nazım Hikmet’ten şiirler yazan biriyim. Şiir sevdalısı bir insanım, şiirin kendi iç melodisini doğru yakalayabilen yetenekli bir besteciyim.

   20 sene ne iş yaparsanız uzmanlaşırsınız, ben şimdi şiir besteleme konusunda şiirin ve şairin duygusunu çözebilen sanatçılardan biriyim. Rahmetli Adnan Yücel derdi: ‘’Türkiye’de herkes yetkili olduğu işi yapsın kimse haddi olmayan işlere girmesin’’. Şairlik bence dünyanın en zor işi, herkes bu ülkede şair ama kimse şiirin ne olduğunu iyi bir şekilde bilmez. Ben şair değilim, Türkiye’de çok iyi şairler var, o iyi şairlerin kendimce seçmiş olduğum bestelenebilecek güzel şiirlerini besteledim yıllarca.

 

    Bestelerinizi hangi ruh haliyle hazırlıyorsunuz?

  Bestecilik eğitimi olan bir şey değil, bunun bir okulu yok, hani derler ya Allah vergisi. Bu doğanın sana vermiş olduğu özel bir yetenek, ben bu kadar besteyi nasıl yaptığımı bilsem onun okulunu açar bir sürü besteci yetiştiririm. Bu ülkenin gerçekten besteciye ihtiyacı var, bu sadece doğal bir yetenek, bir ruh ve trans hali yani duygusal bir patlama hali. En popüler en sevilen şarkılarımı iki üç dakikada yapmışımdır. Oturup ta aylarca onu yapayım diye uğraşmadım. Bestecilik bir anlık bir duygu patlamasıdır bazen öyle bir ruh haline girersin ki ağlaya ağlaya beste yaparsın.

 

  En çok beğendiğiniz bestekâr ve yorumcular kimler?

 

  Üniversite yıllarında bestelerinden en çok etkilendiğim sanatçı Zülfü Livaneli’dir. Yorumcu olarak Edip Akbayram, Ruhi Su ve Cem Karaca’dan çok etkilemişimdir. Ahmet Kaya besteci ve yorumcu olarak beni çok etkilemiştir. Barış Manço, Moğollar bunların müziklerini yıllarca dinledik. Daha ismini sayamadığım birçok sanatçı var.

 

  Kürt sanatçılardan en çok kimi beğeniyorsunuz?

  Kürtçe müzikte en çok etkilendiğim, Kürt müziğine en büyük katkıyı hizmeti sunmuş kişi benim için Şiwan Perverdir. Onu yıllarca dinledik, dinlemeye de devam edeceğiz. Şiwan Perver gelmiş geçmiş en büyük isimdir.

 

  Kürtlerin Pavorottisi yani…

  O Kürtlerin Şiwavn perveri, onu birilerine benzetmeye gerek yok. Kürtlere has bir şey, Kürtlerin Pavorottisi derken Pavorotti’yi yüceltip Şivan’ı küçültmüş oluruz. Kürtlerin gerçek anlamda ozanı; Şivan Perverdir. Aşık Mahsuni Şerif’te bana göre gelmiş geçmiş en büyük ozanlardan biridir.

 

  Yaptığınız müziğe ne ad veriyorsunuz?

 

   Ben kendimi bir kalıbın içine sokmam, birileri protest müzik diyor birileri çağdaş halk müziği diyor, birisi özgün müzik diyor. Yaptığım müziğe isim koymadım yıllarca, isim vererek bunu belirli kalıplara sokmak istemiyorum. Sanat, özgürlük isteyen bir alan, besteci olduğum için zaman zaman etkilendiğim açığa çıkan değişik bir müzik tarzım var. Bir bakıyorum Türk Müziği tadında bir beste yapıyorum, bir bakıyorum Türkü tadında bir beste çıkıyor, bir bakıyorum Rock ya da Anadolu Rock tarzında bir beste çıkıyor.

  Sanatçı kendisini daraltmamak için özgür bırakmak zorundadır. Tek bir şey üzerinde durursan bir süre üretir üretir orada tıkanır kalırsın. Farklı kanallar açamazsan, değişik yelpazelerde müzik dinlemesen tıkanır kalırsın. Bestecilikte en önemli şey istikrardır, istikrarsız üretim istikbal getirmez. Üretim eğer bir gelenek haline gelmemişse, bir istikrarı yoksa bir-iki kaset üretirsin ondan sonra güzel bir şey üretemezsin tıkanır kalırsın. O yüzden kendini hiçbir şekilde sınırlandırmaman lazım, duyguların seni nasıl bir tınıya götürüyorsa orada o patlama gerçekleşir onun tarzının ne olduğuna da bir ad koyamazsın.

  Müzik yazarları benim için: ‘’O çağdaş bir kent ozanıdır, kentli bir dil kullanıyor, şiir dili kullanıyor, kentli insanın duyarlılığını kullanıyor’’ Diyorlar. Gerçektende öyle, ben tarladan, karasabandan, köy yaşamından orada yaşayan bir çocuk kadar anlamam, o duyguyu çok fazla içselleştiremem.

   Çünkü ürettiğin şeylerle kendi samimi duygularından uzaksan, samimi olamazsan insanlar senin o samimiyetsizliğinden anlar. Bu yüzden mümkün olduğu kadar samimi olman lazım, ne hissediyorsan onu yapmalısın. Ben köylüyü anlatırım ama bir kentlinin duyarlılığıyla anlatırım. Çünkü hissettiklerim o, ben duygu adamıyım ben yüreğe çalışan bir adamım. Benim almış olduğum kültür bir kent kültürüdür. İstanbul’da büyüyen, şiir okuyan edebiyat okuyan bir bestekârım. Hala sazımı kimseye bırakmam yılladır ben çalıyorum

 

Dinleyici kitleniz genelde kimlerden oluşuyor?

 

  Benim entelektüeller profesörlerden tutun kentlerin dışındaki varoşlara kadar, üniversiteliden liseliye kadar toplumun çok değişik katmanlarından dinleyici kitlem var. Ama ortak bir payda nedir diye düşünürsek genelde Onur Akın dinleyici kitlesi; tepkilerini çok uygarca veren, okuyan, yazan, üreten, şiire, edebiyata, kültüre ve sanata eğilen bir kitledir. Herkes kendi gibi insanlar yaratır, benim ortaya koyduğum ürün ne ise onu tüketecek insan profili de az çok belli oluyor. Bir şiirin imgesini çözmek için biraz şiire eğilimli olmak lazım, birazda duygu yoğunluğu olması lazım. Benim şarkılarım hemen tüketilecek şarkılar değil. İnsanlar bunu tüketmek için biraz zorlanıyor ama tadına varınca da bırakamıyor o şarkılarda o yüzden yıllarca ayakta kalıyor. Bekle bizi İstanbul hala bütün konserlerde okunuyor. Bu besteyi birçok kişi istedi ama bir tek Edip Akbayram’a verdim.

 

   Cahit Sıtkı Tarancı’nın kaleme aldığı ve sizin bestelediğiniz Memleket İsterim şarkısındaki gibi bir memlekete sahip olmak sizce kolay mı?

   O şiir 1937 yılında yazılmış, hala o memleketi kuramamışız ve özlemi içerisindeyiz. Dünyada iflas eden iki ülkeden biriyiz. İki üç yıl önce bir sürü bunalımlar ve intiharlar oldu, bir sürü insan bir gecede çok zengin oldu, bir sürü insan fakir oldu. Çok ciddi bunalımlar, açlık, sıkıntı ve yüzde yüz enflasyonlar gördük. Böyle bir ülkede mutluluk olabilir mi. Boşanmalar had safhalara ulaştı, toplumsal ahlak çöktü, fuhuş had safhaya çıktı, yan kesicilik, kapkaç, hırsızlık ayyuka çıktı, sokaklarda güven kalmadı. Bunlar neden olur, insanların eğitimi, ekonomisi, sağlığı yerindeyse neden gider başkasının çantasını kapar kaçar, niye bu kadar hırsızlık yapar? Artık demir parmaklıksız ev göremiyorsunuz demek ki ülkenin genel gidişatında hem ekonomik hem siyasal hem de ahlaki çok ciddi bir dejenerasyon ve güvensizlik ortamı yaşanıyor. Bu saydığım olumsuzlukları tersine çevirebilirsek düşlediğimiz memlekete ancak o zaman sahip olabiliriz. 

 

  Sizce ülkede bir Kürt sorunu var mı?

 

  Bu ülkede Başbakan bile Kürt sorunu var diyor, Demirel Kürt realitesini tanıyorum diyor, en sağcısı bile bunu kabul etti. Bu ülkede kürt sorunu yoktur demek mümkün mü?..

 

  Peki, Kürt sorununa nasıl bir çözüm getirilebilir?

 

 Talepleri zaten Kürt siyasetçiler dile getiriyor, bu ülkede yaşayan Kürtlere, bütün halklara kendi dillerinde eğitim serbestliği tanınması lazım. Yıllarca haksızlık yapıldı, insanlar çocuklarına Kürtçe isim koyamadılar, kendi dillerinde konuşmaları yasaklandı, Şiwan kasetleri gizli gizli el altından satılıyordu. Bu kadar baskının olduğu yerde muhakkak bir patlama olacaktı. Bu ülkede yaşayan bütün halklar kendi dillerinde en özgür şekilde kendi kültürlerini yaşaması lazım. En önemlisi bu kültürel baskının ortadan kaldırılması ve çok ciddi bir eğitim vermek lazım. Ayrıca bölgeler arasındaki ekonomik farklılığı ortadan kaldırmak gerekiyor. Doğudaki insanla batıdaki insanın yaşam standartlarını maksimum düzeyde birbirine yakınlaştırırsan o ülkede zaten sorun olmaz. Aç adam zaten dağa çıkmaz yani karnı doyan, geleceğe umutla bakan bir insanı sen kolay kolay dağa çıkaramazsın.

   Ahmed Arif diyor ya: ‘’Tavuklarımız karışmış birbirine, bilmezlikten değil fukaralıktan’’ Bu ülkede yaşayan insanlar binlerce yıl beraber yaşamışlar, bir arada yaşayabilmeleri için böyle bir altyapı var. Bu insanların tavukları karışmış ama insanları da karışmış. Türkler Kürtler kız alıp vermişler, kiminin yengesi Laz kiminin kocası Kürt bu böyle iç içe girmiş. Bu insanların, bu halkların birbirinden ayrılacağını ben sanmıyorum. İsteseniz de ayıramazsın saten et ile tırnak gibi bir birlerine kenetlenmişler.

   Kendini Türk hissediyorsan Türksün, Kürt hissediyorsan Kürtsün ama sonuçta bir vatandaşlık bağıyla bağlı olduğun bir Cumhuriyet var. Kanada da on kişiyi yan yana koy bu on kişinin hiç biri ırk olarak, tipolojik olarak birbirine benzemiyor. Kimisi Koreli, kimisi Çinli, kimisi Türk, kimisi Fransız ama tek ortak yanları hepsinin bir ülkenin vatandaşları olmasıdır. Kanada da ırkçılık yasaklanmış, zaten ırkçılığı yasaklamak lazım ben ırkçılığa karşıyım. Kürt’ü çok severim ama Kürtçüyü sevmem, Türk’ü çok severim ama Türkçüyü sevmem, Alevi’yi severim Aleviciyi sevmem kısacası bir şey üzerinden siyaset yapan ondan rant sağlayan insanları sevmem. Bu ırkçılık duygusundan insanların arınması lazım, hepimizin birbirine kenetlenmesi lazım çünkü hepimiz insanız.

 

  Genelde konserlerinizde ne gibi mesajlar veriyorsunuz?

 

  Ben halka şarkılarımla hitap ediyorum ve halk şarkılarımdan anlıyor. Doğuda en çok konser veren sanatçılardan biriyim. Türkiye’nin her yerinde konserler veriyorum, ortak paydada topluma hitap etmek lazım, ayrılıkçı değil de birleştirici olmak lazım. Önce insanı sevmek gerekiyor ben Kürt’ü, Türk’ü, Laz’ı Çerkez’i hepsini seviyorum yeter ki insan olsun. Onun ırkı, dili, dini beni hiç ilgilendirmez. Ben her yerde sevilen, her yerde konser verebilen bir sanatçıyım bu da hayata bakışımın bir göstergesi.

 

   Son olarak Doğu ve Güneydoğuda yaşayan insanlara iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?

  Memleket isterim şiirindeki temennileri bütün ülke için ve özellikle doğu ve güneydoğudaki insanların o günlere özlemleri adına tekrar yineliyorum. Bu coğrafyada yaşayan bütün hakların, savaşlardan uzak barış içinde ve huzur içinde yaşayacakları günler dileyerek hepsini bütün sevgimle kucaklıyorum.

   
Memleket.Com 2014 -  Web Hosting Memleket - Tasarım Mahmut Sönmez - Son güncelleme: 7 Ağustos 2006
Sayfa 0 saniyede hazırlandı.
Bu sayfanın toplam hiti: 20093

Hosting www.memleket.net - Tasarım Mahmut Sönmez
Haber Bilgisayar firmaları Muş Haber Fotoğraf Sergi Fotoğraf Galeri Türk Malı Dizisi