Sinema ve Biz
TV'nin ortaya çıkışıyla sinemalar birer ikişer kapanmaya başladı. Çocukluğumuzda 'İyi, Kötü ve Çirkin'in müziği, ayrıca Cüneyt'in cengaver filmleri oldukça popülerdi. Ataköy'de gerçek bir yazlık sinema vardı, ve burada Cem Karaca konserleri bile düzenlenirdi. Ancak 1974'lerden itibaren Beyoğlu sinemalarının bir bölümü seks filmi göstermeye başladı. İnsanlar bu filmler yüzünden Beyoğlu'nu terketti. Çok güzel, gösterişli salonlar vardı. Henüz cep sineması kavramı icat edilmemişti. Sinema'ya gitmeden önce Bab Cafeteria'da öğle yemeği yenirdi (soup anglais'i enfesti). Fatma Girik veya başka bir Yeşilçam ünlüsü görülebilirdi burada. Juke Box'undan bir 45'lik dinlenirdi. Beyoğlu dışında, Nişantaşı'ndaki (artık varolmayan) Konak'ta ve Kızıltoprak Sineması'nda da iyi film izlenebilirdi. Yıllarca Yeni-Dalga, Yeni-Gerçekçilik gösteren Sinematek neredeydi?
O zamanların filmlerini tek tek yadetmeye gerek yok. Ama Sean Connery'nin oynadığı 'Zardoz' unutamadıklarım arasında (iki yaşımdan beri Sean'ın hastasıyımdır da). Tabii 'Tommy' de var. Sonra tekrar tekrar vizyona girdi 'Tommy'; ilk oynadığında müthişti (yön.Ken Russell; Roger Daltrey, Ann Margret, Oliver Reed, Elton John, vs.vs.). Ama bayanlar, baylar sinemanın 1970'lerdeki en çekici aktörü kimdir derseniz size tek bir isim verebilirim (ki büyük ihtimalle tanımıyorsunuzdur): Fabio Testi! Hırt bir İtalyan genci.
Gerçi o dönem filmlerinde hafif geçkin, belki 40'lı yaşlarını süren erkek ve kadın tipinin modası vardı. Bu tipler iş yaşamının çarklarında yoğrulmuş, muhtelif baskılara maruz, yanlız, depresif veya saldırgan eğilimli tiplerdir. Yüzlerinde kırışık, beyinlerinde binbir kurnaz tilki, pasaportlarında uzak tatil ülkelerinin mühürleri vardır. Brooke Shields ve Fame gençliği geldikten sonra bunlar birer ikişer kayboldu.
Hollywood'da '80'li yıllarda 1970'lerin kötümser gerçekçiliğine oranla daha insancıl mesajlar veriliyordu (ancak ne derece ikna ediciydi?). O sıralarda Türk sinemacıları 'Aşk filmlerinin unutulmaz yönetmeni' gibi hesaplaşma filmleri çekmeye çalışıyorlardı. Tabii bir de yerli polisiyeleri unutmamak gerek. Özellikle uyuşturucu ve mafya konularını ele alan bu filmlerde (hala geçerli olan) toplumsal konulara da değiniliyordu: şehirleşmeye karşın koparılamayan feodal bağlar, kara paranın finanse ettiği sektörler, hızla sınıf atlamaya çalışan küçük insanlar...
|