Moda ve Biz
Herkesin dilinde, içinde kuğular dolaşan Elidor reklamının müziği, herkesin üzerinde çoğunlukla 'Amerikan pazarı' menşeli birer Wrangler (veya Lewis veya Levi-Strauss) jean vardı. (O zamanlar Türkiye değil 'çok olmak', doğru dürüst jean bile üretemezdi.) Satın alır almaz zavallıları eskitip beyazlatmaya uğraşırdık. En çok başvurulan yöntem çamaşır suyuydu, ama denize vurmak ve dövmek gibi alternatif yöntemler de vardı. Başlangıçta İspanyol paçalıydılar, sonra bu çok ayıp oldu ve dar paça modelleri çıktı. T-shirt'ler ise mesaj yüklüdü. O jean ve t-shirt'ler çiçek-çocuk kültürünün son kalıntılarıydı sanki.
Teenager ayakkabılarımız hala birkaç santim mantar topuk olabiliyordu, ama 1978'lerden itibaren o korkunç bahçıvan sandaletler ortalığı sarıverdi. Annelerin ayakkabıcısı Erol ve Hayri'yi yağmalamak zorundaydık artık. Arkasından naiv, cici balerin modeller geldi. Kısa, yumurta topuk botları da unutmamak gerek.(Serpil Çakmaklı'nın ünlü olduğu zamanlar...)'80-82 yılları arasında vual bluzlar, fırfırlı eteklerle doldu vitrinler. Vepa ve Mudo, teenager'ları düşünen ender mağazalardandı. Saçlar garson kesiliyordu (vual bluz ve garson kesim ne alakaysa...). Daha sonra sahte taşlar ve kürklerle bezenmiş yün hırkalar falan...
Ve '90 başlarına kadar otoritesini duyuran o malum vatkalar... Kesinlikle dişi değildi. Zaten Türklerin sorgusuz sualsiz izlediği yabancı modacıların böyle kaygıları da yoktu. Unisex modası vardı ve eğer bir moda icat edilmişse, açıktır ki, toplum dinamikleri gözardı edilerek acilen izlenmeliydi.
Erkek modasında ise örgü kravatlar çok popülerdi. 80'lerin başlarından sonra erkek modası müthiş bir atılım yaptı. O güzelim süet hush-puppy'ler renk renkti, ve kadınlara böyle bir ayrıcalık tanınmıyordu.
|